Hayal kurmak güzel şey, hayalinin peşinden gitmek de...

Açık Uçuk Gurbet,  Gulhan Gulsun'un, hayallerini gerçekleştirmek için Kanada’ya göçmen olarak giden bir karikatürist-ressamın, karşılaştığı olayları mizahi açıdan ele aldigi bir ‘Yeni Dünya’ hikayesidir.

Ama kitapta sadece mizah değil, insan davranışlarına yönelik eğlenceli eleştirilerle harmanlanmış bir hayat görüşü de var.
Hem yasadiklarina gülmek isteyenlerin, hem de bir gün yeni dünyaya göçmen olmayı hayal edenlerin mutlaka okumaları gereken bu kitap bir kılavuz özelliği de taşıyor.

Ayrıca kitaptaki ana karakter “Artiz Coplu” nun her bölüm başında yer alan karikatürleri yer almaktadir.

Grinet Yayinevi tarafindan  Haziran 2005'te basilan kitap 380 Sayfa.

Turkiye ici kargo dahil 20 CAD



 
      BASINDAN

Mizahta kadın parmağı
Bilimde, sanatta ve aklınıza gelebilecek daha birçok konuda
olduğu gibi mizahın da ‘erkek işi’ olduğu düşünülür bu ülkede nedense?
Oysa ülkemizde en masum ifadeyle eğitim hakkı elinden alınan,
çocuk yaşta zorla evlendirilen, düşünüp üretmesi engellenen ve
 bunlara ek olarak bir de töre cinayetine kurban (!) giden kadınlarımızdan daha çok mizaha yakışan bir tür düşünülemez.
Gülhan Gülsün, kadın mizah yazarının az olduğu edebiyat
dünyasına yeni kitabı ‘Açık Uçuk Gurbet’ ile taze bir soluk
getirme çabasında. Kitap, Kanada’ya göçmen olarak giden bir karikatürist-ressamın, karşılaştığı olayları ele alan bir
‘Yeni Dünya’ hikayesi. Hem gülmek, hem de bir gün yeni dünyaya göçmeyi hayal edenler için.
Açık Uçuk Gurbet / Mizahi Kanada Günlükleri / Gülhan Gülsün GRİKEDİ Yayınevi



AÇIK UÇUK GURBET
Gülhan Gülsün, Grinet Yayıncılık,
anı, 380 sayfa

"Türkiye'nin oniki katı genişliğindeki bu ülkede, bizimkinin yarısından bile az nüfusundan olsa gerek, bu tür toplu yerlerde insanlar her biri noktalarla ayrılmış tek kelimelik cümleler gibi duruyorlar. Mümkün olduğunca kimse kimsenin yanına sığışmıyor..."

Gülhan Gülsün'ün mizahi bir dille kaleme aldığı Kanada günlükleri Türkiye'den Kanada'ya gidenlerin uyum sorunlarını neşeli bir kahramanın ağzından aktarıyor.
  COPLU'dan cizimler

  


  Gulhan GULSUN

Gulhan GULSUN, 1966 Kirklareli dogumlu. Yillardir  Fotograf sanatiyla ilgilenmekte. Cesitli gazetelerde  yazilari yayinlamis olup simdiye dek kisa hikayeler yazmıstır. Acik Ucuk Gurbet ilk kitabidir. Halen Vancouver'da yazi ve fotografla ilgili calismalarini surdurmektedir .
Website:  fotoGGrafs

  Gorusler
"Senin harika anlatımınla kah gülerek, kah gözlerim dolarak yaladım, yuttum kitabını. Demek ki benden başka bir-iki çılgın daha var, yanına yaklaşıp "bozukluğun var mı" diyen dilenciye, "var n'olucak" demiş olan!!!!... Hepimizin gösterdiği tepkiler aynı olsa da bunları kaleme alıp, güzel bir anlatımla sergilemen inanılmaz ....
seni çok çok çok tebrik ediyorum, ayrıca tabii Artiz Coplu'yu da ...."
I.M. Ertugay

"Aslında kitabınızın eleştirisini bir dergiden okuyup satın almaya karar vermiştim. Bir amatörün gezip gördüğü yerleri anlattığı basit ve biraz sıkıcı bir kitap bekliyordum ama kanadaya başvurum kabul edildiği için okumaya karar vermiştim. Hemen belirtmem gerekiyor ki çok keyif alarak okudum kitabınızı, gerçekten mizah unsurlarını çok güzel empoze etmişsiniz. Tebrikler..."
U.Görmüş


"Ikinizi de candan kutlarım. Beni ve eşimi yıllar önceki ( nerdeyse birebir ) duygulara, bu neşeli ve mizahi anlatımla geri götürdünüz. Büyük bir zevkle beraber okuyoruz. Vancover'da yaşayan 2 dostumuza aldık ve hediye gönderiyoruz.
Bu kitap bizlere çok şeyler ifade ediyor.

Ege'den sıcak sevgiler"
H. Ünal


"Kitabınız bana eşi bulunmaz bir ilaç gibi geldi. Gerçekten, en çok merak edilen konulardan biri de Kanada'da günlük hayatın nasıl olduğu idi. Sizin kitabınız sayesinde bu boşluğun dolduğunu düşünüyorum. Kitabı kitapçıdan aldığım 7. gününde malesef bitirdim. Çok başarlı eser olduğunu belirtirö sizi tebrik ederim.
Başarılarınızın devamını diler, esenlikle kalmanızı temeni ederim."
M.Kalaycı


"Açık Uçuk Gurbet'in varlığından sanal ortamdaki Kanada ile ilgili siteleri gezerken tesadüfen haberdar oldum. Hemen bir adet edindim (Istanbul'da oturuyorum ve ilk girdiğim kitapçıda kitabı bulunca çok sevindim) ve dün elime aldığım kitabı, Vancouver'a geliş hazırlıkları koşuşturması arasında elimden zorla bırakarak bugün yarıladım. Yarın bitiririm, ama okurken o kadar eğleniyorum, öyle gülüyorum ki, bitsin istemiyorum"
G.Karatekin


"Ben çok keyif alarak okuyorum ve hakikaten biz de yaþayacaðýz diye düþünüyorum. 
Bazý bilgileri de önemli notlar arþivimde saklýyorum.
Tavsiye ederim."
I.Cam
  Açık Uçuk Gurbet ' ten
          Ölçtürmeye gidiyorum
Pempegül on gün boyunca bana tercümanlık yapmaktan bunalmış olacak ki, artık benim kursa başlama zamanımın geldiğini ve ölçüm  merkezine gitmemiz gerektiğini belirtti. Hemen;
-Ne ölçüsü, ben ölçtürmem! dedim.
-Merak etme İngilizceni ölçecekler, diye zar-zor beni ikna etti.

Akşamdan, otobüse nasıl binilir, bilet nasıl atılır, şoföre nasıl dişler gösterilip şaşı bakılır diye epeyce prova yaptım. Ertesi sabah ülkemizden aşına olduğum Seven-İlevın'cıdan onluk bilet alıp, ilk otobüsle yola çıktık.
Granville caddesinde, otobüsten inip yerin yedi kat altına girdik. Adına niye Skay tren (Gökyüzü treni) dendiğini anlamadığım, bilim-kurgu filmlerinde gördüklerime benzer, ince burunlu iki vagonlu oyuncak biçimli, üçüncü sınıf bir banliyö trenine bindik.

Sky tren demelerini, tünelden yeryüzüne çıkınca Pempegül, makinistin olmadığını, bilgisayarla uzaktan kumanda edildiğini söylediğinde anladım. O an filmlerde izlediğim gibi acaba trenden aşağıya atlasam mı diye düşündüm ama buralarda Pempegül'ü yalnız bırakmamak için başka sefere erteledim. Yol boyunca dişlerimi sıktım. On dakika sonra Vancouver'ın kenar semtlerinden biri olan Kommerşıl drayv'a vardık. Şehir merkezinden sadece on dakika uzaklaştık ama her şey birdenbire değişivermiş; sanki reklamlar kısmı bitmiş, gerçekler başlamıştı. Hala sabahın körü, etrafta tek tük bir kaç insan var ama onlar da halkalı ve dövmeli tipler. İyi ki burada cadde ve sokakların ismi düzenli olarak yazıyor da, sabah sabah o nadide örneklerden enformasyon almak zorunda kalmıyoruz.

Açılımı "Ellerin Epey Sıcakmış Abey" olan ELSA merkezinin kapısına sabahın köründe dayandık. Tabii o saatte kapalı olduğu için yandaki Starbucks'ta bir kahve içerken etrafı gözlemeye başladım. Saat sekiz buçukta Elsa'daki görevliler bizi pijamalarıyla karşıladılar. Evrakları inceleyip,
-Abi senin bu sınava ihtiyacın yok, deseler de,
          -Buraya kadar geldim ölçtürmeden gitmem!, beni sınav yapın, e lot of propırty don't, ays aut, (fazla mal göz çıkarmaz) demeye çalıştım ama onlar benim engin İngilizcemle söylediklerimi, “Malınız için gözünüzü oyarım,” diye anladıklarından 911'i aramaya kalktılar. Yani sabah sabah öyle bir curcuna koptu ki Pempegül araya girip, yanlış anlamayı düzeltti de zar zor ikna oldular. Önce bir bayan beni yaka paça tutup bir odaya kapattı. Soruyor;
-Adınız?
-Orhan
-Orfın ?
-Orfın değil anam, Orhan! Kadın yine;
-Orfın, deyince, (yani yetim)
          -Kadın kadın bana bak, benim arkamda yetmiş milyon insan var, bana yetim diyemezsin, diye bir haşladım ki, şimdi etmediyse altına, kesin kabızdır diye geçirdim içimden. Bu kez çekinerek sordu.
         -Ne iş yapıyorsunuz?
-Ayem Artiz, Ay opın egzibiyşin. (Ben ressamım, sergiler açarım diyorum)
-Nerden geliyorsunuz?
-Evden.
-Hayır, hangi ülkeden geldiniz Kanada'ya?
          -Ha onu mu soruyon teyzecim, Türkiye, Türkiye, gittin mi daha önce? Bunca yıl hiç gitmedin mi?, tavuk gibi hep olduğun yerde mi tünedin? Hayat Güzel, gez biraz, bak geldik gidiyoruz şu dünyadan, gibisinden kadını konsülte etmeye başladım.

Kadının hayatında ilk kez bu kadar abzurd bir tip gördüğü çok belliydi.
          -Okey, okey valla sınavdan sonra yola çıkıyorum, deyip, önüme birtakım kağıtlar ve fotoğraflar koydu.
Ben salak salak bir sürü bilgi ve resme bakıp psikolojik tahliller yaparken, kadın kesinlikle masanın altındaki acil düğmesine basmış olacak ki, içeri izbandut gibi bir görevli gerdi.
          -Beyefendi buyurun, deyip o önde ben arkada başka bir odaya geçtik.
Bu kez önümde bir tomar kağıt, yok doktor-hastane, şoför-otobüs eşlemeleri falan, hepsi anında tamamdır. Oku, anla, yaz, çiz muhabbetini üç-dört ayrı odada test ettikten sonra sınavı bitirdim. Zaten, bu yaşta öyle uzun uzun sınav masasında kalamam.
-Hadi çüzz, deyip bekleme salonuna geçtim.

Burada dünyanın her yerinden göçmenler sınav olmaya gelmişler. İyice baktım ama bizim mahalleden hiç kimse yoktu. Sonra Pempegül odalardan birine girdi. Ben de onu beklerken sigara içmeye dışarı çıktım. Bir ara bulunduğum yer birden kalabalıklaşmaya başladı. Son derece temiz giyimli, müdür olması gereken mistırlar ve misisler habire yanaşıp bir şeyler söylüyorlar. Önce anlamadım ama şeklen izaha gelince fark ettim ki bu ilgi bana değil elimdeki Törkiş sigarayaymış. Vermeye başlasam, bir koşu eve gidip yedek paketleri getirsem bile yetmeyecek.
-Canımı isteyin ama sigaramı asla, dedim anlamadılar.

İlk günler paketi uluorta çıkarıp yakıyordum ama gün geçtikçe durumu kavrar oldum ve hemen Türklüğümü devreye soktum. Artık sigaramı Pempegül'ün donuma diktiği cepte saklıyorum. Bir süre sonra Pempegül de ortaya çıktı.
-Sonuçlar bir haftada elinize geçer, dediler. Bankoya yanaşıp,
          -Bana bakın madem haftaya muhabbeti var, niye geldik buralara kadar, sonucu bugün postaladınız postaladınız, yoksa... diye sert çıkmışım da ben hatırlamıyorum.

Tehdidim epey etkili olmuş ki, ertesi gün elimde olacak şekilde Kanediyın Posta'nın acele servisi ile yollamışlar. Bana sekiz üzerinden üç vermişler, yani üçüncü düzeyi layık görmüşler. Sonuçları binbir rica ile Pempegül'e tercüme ettirdim.

Açıklaması: konuşmam çok etkileyici ve iç gıcıklayıcıymış. Kendimi basit düzeyde ifade etmemde sorun yokmuş. Ama karşımdakinin konuşmasını sık sık kesmemem gerekirmiş. Biraz daha yavşak olursam daha iyi konuşabilme ihtimalim varmış. Dinleme düzeyim bir sağırınkine eşdeğermiş de okuma düzeyim bir felaketmiş.

Yani hocanım toplamış, çıkarmış çarpıp bölmüş ve sonunda bana üç vermiş. Zaten sekizinci düzeye çıkmaya benim ömrüm ve anlayışım yetmez. Not olarak da, Kanada halkının kafasını gözünü yarma tehlikem bulunduğundan bir an önce kursa başlamamda büyük faydalar olduğunu eklemişler.
           -Hepsi bu kadar mı? İyi ki geldiniz, ülkemize yapacağınız katkılarınızı sabırsızlıkla bekliyoruz gibi şeyler yok mu, diye sorunca Pempegül,
          -Son olarak da okulun yerini tespit etmen için seni yine merkezlerine davet ediyorlar, dedi.
-Hadi gidelim, diye hareketlenince, içinde bir sürü şey dolu o bildik bakışlarıyla Pempegül,
          -Randevu alacağız hayatım, burada hiçbir yere öyle canın istediği zaman gidemiyorsun!. Hala... diye tam başlayacaktı ki bu noktaya gelince espriye vurmak işe yaradığından,
          -Ben onların randevularını ham yaparım, deyip gelebilecek fırtınayı önledim.


   Iletisim

Acik Ucuk Gurbetle ilgili her turlu dusuncelerinizi  pembegurbet@yahoo.com adresine iletebilirsiniz